"Namaz, Kur'an-ı Kerim, Üveysilik Zikri, Salavat"

Category Archives: Üveysilik&Üveysililk Zikri

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Niçin TEVBE?

* Kul  “Tevbe Estağfurullah” diyerek; Rabbinin büyüklüğünü ve kendi acizliğini ortaya koyarak şirkten; yani İlahlık iddiasından uzaklaşır.

* Geçmişte, yaptığı hata ve günahlarının bağışlanmasını Allah’ından ister.

* İçini ve dışını temizler.

* Ahirete ve hesap gününe tam imanını ortaya koyar ve o büyük güne hazırlanır.

* Rabbimizin  “ Tevbe edin, bağışlayayım.” ,  “Denizdeki dalgaların köpüğü kadar günahınız olsa da tevbe edin, bağışlayayım.”  kutsi sözünün hayata geçmesini gerçekleştirmek; bu bağışa mahzar olmak.

* Pişmanlığını ortaya koyduktan sonra kişi,  bir daha günah işlemeyeceğine dair Yüce Allah’ ına söz vermiş olur.

* Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (sav) örnek alır ve onun güzel ahlakı ile ahlaklanmaya başlar.

* 100 Şehit Sevabı alır. Evet 100 Şehit Sevabı alır…

Peygamber Efendimiz’ in (sav);  “KİM BENİM UNUTULMUŞ BİR SÜNNETİMİ ÖĞRENİR, YAPAR VE ÖĞRETİRSE ONA 100 ŞEHİT SEVABI VERİLİR. “ hadisini artık öğrendin. İnşallah uygulayacaksın ve ömrün boyunca bir kişiye öğretirsen ve sende ömrün boyunca zikrine devam edersen buna hak kazanır ve hayatın boyunca mutlu bir hayat sürersin.

Peygamberimizin 3 türlü sünneti vardır:

1- Kendi bedeninde gerçekleştirdikleri  ( Giyinmesi, konuşması, temizliği vs.),

2- Çevresindekilere; arkadaş ve ümmetine karşı gerçekleştirdikleri,

3- Rabbi ile olanlar.

İşte biz burada Peygamber Efendimizin (s.a.v); her türlü büyük ve küçük günahlardan uzak olmasına rağmen, biz insanlar için büyük, büyük olduğu kadar da bilinmeyen; bilinse de uygulanmayan sünnetine sahip çıkarak, uygulayarak, sizlere öğreterek ve sizin de ileride bir kardeşimizin gerçek anlamda kurtuluşuna vesile olacağınız için bu sünneti mutlaka hayata koyuyoruz. Böylelikle bu müjdeyle müjdelendik. Sizleri de müjdeliyoruz. Mübarek olsun…


Niçin  SALAT-I  ŞERİFE ?

Yüceler Yücesi Rabbimiz, bir ve eşi benzeri bulunmayan Allah’ımız buyuruyor:

 “ Kim benim Habibime (Sevdiğime) bir salat ve selam yollarsa; Ben ona 10 salat ve selam veririm.”  Bu demek ki Rabbimiz; Peygamber Efendimize (s.a.v ) 1 salat ve selam söyleyene-gönderene 10 sevap veririm demekte. 1’e 10 iyilik… Rabbimizin cömertliğine bakın. Tevbe ve estağfurullahlarla günahımız silinerek bitmedi ise; Salat-ı Şeriflerle de günahlarımız silinmeye devam eder. Yani bizlerin günde en az 100 salat ve selam yollamamız sonucunda 100X10=1000 sevap alınır ve 1000 günahımız silinir.  Rabbimizin merhametlilerin en merhametlisi oluşunun bir kez daha ortada oluşunun güzelliğine bir bakın…

Günahlardan arındıktan sonra bire on olan sevaplar biter mi hiç? Bu seferde amel defterlerimize 10 ‘ ar iyilik olarak yazılır. Taa ki, cennet ehli oluncaya kadar bu devam eder. Bitti mi? Hayır. Cennet ehli olduktan sonra da cennetteki makamının güzelleştirilmesi; bir başka değişle daha iyi cennete yükselmeye yarar. Cennet makamımız bu dünyadaki amellerimize bağlı değil mi?

* Salat-ı Şerifeler Peygamberimizi ne kadar çok sevdiğimizin bir göstergesidir.    

  (Kişi sevdiği ile beraberdir.)

* Peygamberimizin şefaat sancağı altında toplanmamızı sağlar.

* Yaklaşık 2000 adet Salat-ı Şerife var. Hangisi kolayına gelirse o Salat-ı Şerifeyi söyle. İster uzun isterse kısa olsun fark etmez. İlle de hangisi dersen biz;  “Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed” deriz.


Niçin  11  İHLAS  VE 1 FATİHA ?

Yukarıda yazdıklarımız çok kimseler tarafından uygulanmaktadır. Ama bizim farkımız işte bu bölümde ortaya çıkmakta. 11 İhlas ve 1 Fatiha okuyup, Peygamberimize (s.a.v), O’nun   Yüce  Akrabalarının  ve  arkadaşlarının (ashabının) mübarek  ruhlarına  hediye etmeyince Arşı melekler  açmaz. Dolayısıyla salat ve selamlar Rabbimize ulaşmamış olur. Bu yüce salat ve selam arş ve arz arasında dolaşır durur. Yol budur.

* 11 İhlas ve 1 Fatiha, Yüce Kitabımızın çok çok hatmidir. Hatimle, salat ve selamlar Yüce Peygamber Efendimize (s.a.v) ve sonrada; Rabbimize ulaşır. Bunun için bu anlatılanlar, en az zikir kadar önemli ve tamamlayıcısıdır. Bu, olmazsa olmazlardan biridir.


Niçin TEVHİD?  Niçin “LA İLAHE İLLALLAH”?

Tevbe Estağfurullah ile kul içini ve dışını temizlemiş olur. Resulullah Efendimize (s.a.v)  yol almaya; yani salat ve selam yollamaya hak kazanır ve yolladıkları kabul olunur.

11 İhlas ve 1 Fatiha ile yani Kur’an-ı Kerim’in hatmi ile Rabbine yol almaya başlar. La İlahe İllallah ile de; açık olan arştan manevi yolculuk başlamış olur. Mübarek olsun… Artık Rabbin ve O’nun sevdikleri ile başbaşasın. Ne saadet, ne mutluluk… Arş ve arzda imrenilen ve sevilen biri oldun.

***Tevhidin sonunda 11 İhlas ve 1 Fatiha okunmaz***

Çünkü yattıktan sonra olsun; gündüz olsun sende tevhid devam etmektedir. Nasıl olur diye itiraz etme  ” Mutlaka  yaşayacak  ve  göreceksin.”  Sabah kalktığında zikre devam ettiğine; zikre devam ettirildiğine şaşacaksın. Şaşma, bu bir şey değil daha ne güzellikler yaşayacaksın. *Davranışlarına dikkat et. Artık başıboş değilsin. Artık devamlı izlenmektesin ve çook ama çok sevilmektesin.

 


 

 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Başa döndüğümüzde zikirde “abdestli olmayı ” söylemiştik. Şeriatta, abdest ibadet etmek için hepimizin bildiğidir. Abdest nasıl alınır ve nasıl bozulmuş olur? Bunları herkes biliyor. Size ”marifette abdest” nedir bunu yazalım:

Manevi abdest; kötü işler ve düşük huylarla bozulur. Manevi abdesti bozanlar arasında büyüklük taslamak, kendini beğenmişlik, gıybet, yalancılık ve buna benzeyen kötü davranışları sayabiliriz. Ayrıca gözün, kulağın, elin, ayağın yaptığı hataları da sayabiliriz. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz : “Bu gözler zina eder.” buyurur. Bu abdestin yenilenmesi, samimi tevbe ile olur. Pişman olmak, istiğfar eylemek ve kötü olan bütün huyları terk etmekle olur.

Şeriatın abdestinin zamanı belirlidir. Güne-geceye bağlıdır. İç Alemin – Marifetin abdesti ise –ömür boyuncadır.- Buradaki ömürden kastedilen istek, dünya ve ahiret ömrüdür; dolayısı ile sonsuzdur.


Marifette Namaz :

Şeriattaki namazları uzun uzadıya yazmama gerek yok. İzninizle Marifetteki Namazı anlatalım.

“Kalbin, sonsuz huzurda kalmasını sağlayan namazdır.” Ve en önemli namazdır.Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz: “Namaz, ancak “kalp” huzuru ile olur.” buyurmaktadır.

Şeriat Namazı vakitlere – zamana bağlıdır. Marifetteki namaz sonsuzdur. Ömür boyunca devam eder ve onun mescidi kalptir. Asıl namaz budur, hakiki kalple – imanla kılınan namazdır. Böyle olan kalp ve ruh farkında olsak da olmasak da namazla meşguldür. Kalp, ne ölür ne de uyur. Uykuda ve ayakta o, öylece vazifesine devam eder. Bu namazda kalp “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” ayetini devamlı olarak yaşar. (Fatiha Suresi, 4. Ayet)

İşte böyle olan kalp her an Allah’ın huzurundadır. Kula, kulluğu ortadan kaldırmış, Yaradan’ı ile baş başadır. O’ndan ister ve O’na tam olarak yönelmiş olur. İşte o büyük kalp her türlü Kutsal hitaba – seslenişe mahzar olur ve istenilen kul bu kuldur. İşte Şeriat Namazı ile Kalp Namazı birleştiğinde gerçek namaz yaşanmış olur. Bunun da sevabı çok büyük olur.

Rabbimiz sizleri ve beni “Hitapları – seslenişleri duyabilen ” ve gerçek namazı kılan kullarından eylesin. Amin.


Marifette Zekat :

Bu zekat, –ahiretteki kazançlardan– verilen zekattır. Bu zekat ahiret fakirlerine ve ona muhtaç olanlara dağıtılan zekattır. İşte ruhu / imanı büyük olanlar, yaptığı iyiliğin sevabını asi kullarına bağışlarlar. Onların bu cömertliği o kadar ileri gider ki; hiç birinin kendine has varlıkları kalmaz.

Rabbimiz; Hadid Suresi -11 Ayette şöyle buyuruyor:

“Yok mu Allah’a borç verecek, Allah (verdiklerini ) katlayarak geri versin.”

Yaradılan kullar, kimin eseri? Allah’ın… Öyle olunca verdiğin her iyilik, kullara verilmiş gibi gözükse de Allah’a dönmeyecek mi? Allah cömertlikte bu kadar ileriye giden kulunun verdiğini; zekat eden – sadaka eden kuluna katlayarak çok daha fazlasını vermez mi?

Bakın Rabia Sultan (r.anha) nasıl dua edermiş? :

” Allah’ım, benim dünyalık nasibimi nasipsizlere – kafirlere ver. Ahiretten nasibim varsa onu da mümin kullarına dağıt. Bu dünyada yalnız Seni anmayı (zikretmeyi) isterim. Öbürâlemde ise, yalnız Sen’i görmeyi arzularım.”

Zekatın bir başka manası da nefsin temizlenmesini sağlamasıdır. Nefis, kötü sıfat ve davranışlardan uzaklaştıkça temizlenir. Temizlendiğinde ise, zekat manevi değerini /kıymetini bulur.

Yapılan her iyilik, ne olursa olsun Allah’ın kullarına –şefkat ile– olmalı ve verildikten sonra asla başa kakılmamalıdır. Yoksa sevabı gider.


Marifette Oruca gelince;

Bu, başlı başına zevk denizine girmedir. Sevabının büyüklüğünü, değerini sadece Rabbimiz bilir. Yaradılmışlar – melekler dahi – bilemezler… Hayatınızda hiç olmazsa bir kere ama mutlaka yapın. Görecek ve mutlaka bileceksiniz ne ile Allah Katındamüjdelendiğinizi… Gerekli bilgileri verdikten sonra size İnşallah açacağım.

Marifetin – Hakikatın Orucu, gece – gündüz bütün duyguları haram olan şeylerden tamamen korumaktır. Bu oruç ebedidir; bir ömür boyu sürer. Asıl oruç budur. Yani duygularımızı kötülüğe karşı kaymaktan korumaktır.

Peki, bu orucun iftarı yok mu? Var… Elbette var. Ahirette, cennette eşi ve benzeri olmayan nimetleri yemekle ve yaşamakla olacaktır.

Anladınız değil mi? Şeriat orucu üstünde Marifet Orucu var. Marifet orucu üstünde ise “Hakikat Orucu ” var. Bu ise kalbimizi, Allah’tan başkasına tapmaktan (mal- mülke tapmaktan) alıkoymaktır. En büyük oruç da bu oruçtur. Rabbimiz, hepimizi bu şekilde oruç tutan kullarından eylesin. Amin.

Şimdi sıra size bir sır vermeye ve bunun sonucunda Allah’ın izniyle sonsuz sevap kazandıracak Orucu ve namazı öğretmeye geldi.

“2 veya 4 rekat namaz kılın ve sevabını; namaz kılmamış kullara hediye edin. Ömrünüzde, bir gün (Ramazan ayı dışında ) oruç tutun ve sevabını oruç tutamayan kullara hediye edin.” Görün neler olacak…

Biliyorsunuz ki orucun sevabını Biricik Rabbimiz, kendisi veriyor, meleklere bile bırakmıyor. Rabbimiz;  “Oruç benim içindir, ecrini – sevabını Ben veririm.” demekte. Namaz kılmayan kullar ve oruç tutmayan veya tutamayan kullarına hediye ettiğinde; Rabbimiz: “Kulum hiç tanımadığı kullarıma, yarın Ahiret hayatında ve ceza gününde belki de bağışlanmasına veya cezasının azaltılması için merhamette bulunuyor. Bilmez mi ki  Ben Merhametlilerin en merhametlisiyim. Bir kulumun azaptan kurtulması için çaba gösteren, mücadele eden kulumun iyiliğini ortada bırakmam. O günahkâr kulumu, bu merhametli kulum için bağışladım. ” demeyeceğini ve bağışlamayacağını kim iddia eder. Edebilme cesaretini kim gösterebilir?

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) :

” Mümin kul, kendisi için istediğini; mümin kardeşi için istemezse tam mümin olamaz.” hadisini duymadın mı? İşte bu hadis bize, için içini yani Hadisin özünü göstermekte…

Marifet bu! Hakikat bu!

Bu konuya daha da açıklık getirmesi için Rabbimizin bir Ayetini de yazmadan geçemeyeceğim.

Furkan Suresi 7O. Ayet :

“İman edip, yarar iş yapan zümre var ya, işte Allah onların kötülüğünü iyiliğe çevirir.”

İşte bu Ayetin açılımına dayanarak ve öğretilene dayanarak sizleri de bu büyük sevaba ortak olmaya çağırıyoruz. Gelin dem bu demdir. Zaman bu zamandır. Yarın belki de çok geç olmadan gel. Belki benim çağırmama gelmiyorsun, olabilir… O zaman Mevlana’nın çağrısına gelin: “Gel, kim olursan ol, GEL…” Mutlaka bu dünyadan gitmeden çok iyilik yapmaya bak.


Marifette Hac :

Marifette Hac ise ” La İlahe İllallah ” ile kalbimizde olur. Kalp bu tevhidi söyledikçe kalp, diriliğe kavuşur. Allah, içten – gerçek manada anılmaya başlar… İç alem, safiyetine kavuşuncaya kadar devam eder. Daha sonralarında, Rabbin sana diğer zikirlerini verir ve sen bu yolda en güzel öğretmenlerle yoluna devam edersin.

Bir gün gelir, Kabe önündedir. Bedenin burada, ruhun Beytullah’ta… Allah (c.c), fazlı, keremi ve cömertliği ile bu halleri cümlemize nasip etsin. Amin. Daha sonrasında “vecd” ve “sefa” halleri başlar. Ne diyelim, yaşa ve gör.

Bu devirde, “ Sırat-ı müstakim ” yani, dosdoğru yol üzerinde yürüyen iyice azaldı. Bu yolun gerçek yolcusu, iki şahitle bilinir. Kur’an ve Hadis.

Kişi bunlara ne kadar sıkı sıkıya bağlanırsa, o kadar doğrudur. Doğru yoldadır.

Bu yaşadığımız anlarda, çevremize baktığımızda; insanlar Sünnetleri şekil olarak, dış görünüş olarak yaşamaktadırlar. Kur’an ve Hadisler üzerinde hiç düşünme yapmadan sadece ” şekil ” olarak desinler diye yaşamaktadırlar. Allah ıslah etsin.

Sünneti şekil olarak değil, inanç olarak, düşünce ve bütün davranışlarda ahlak olarak yaşamalıyız ve yaşatmalıyız. Bütün çabamız bu olmalı ki; yarın Rabb’imizin huzurunda Rabb’imiz (bize); “ Kulum sana şu kadar ömür verdim, mal- mülk verdim. Bana ne getirdin?” sorusu karşısında mutlaka verecek bir cevabımız olmalı. “Yetimi korudum veya aç kullarını doyurdum, sadaka verdim. Kötülüğü men ettim, iyiliği emrettim. Nefsim ve imanımın düşmanları ile cihad – mücadele ettim.” diyebilmeliyiz.

Bunlar ve daha nice sevap yolları, seni – beni beklemekte. Haydi kazanmaya çalışalım…

Hiç birini yapamıyorsan bir serçeyi doyur bari. Yeter ki yarına eli boş gitme…

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor:

” Cimri mümin de olsa Cennet ’e giremez; cömert, kafir de olsa Cehennem’e girmez.”

Manasını bir düşün. Neler öğrenirsin, neler…

Eğitilmesi, kendisine ve çevresine her manada hizmet edecek seviyeye yüceltilmesi gereken insanları; küçültücü, onur kırıcı, kin, haset, kibir, riya (yalan), intikam alma, hırs, bencillik ve bunlar gibi kötü his ve duygulardan arındırarak kurtarmayı hedeflemeliyiz. Bunu gerçekleştirmek için çaba – emek göstermeliyiz.

Bu okuduklarınız da bunun bir neticesidir. Bu da, Tasavvufun bir eseridir.

Allah Yolunun yolcusu, her zaman yapacağı işin sonuna bakmalıdır. Yolcu, Allah’ın önünde diz çöküp maddi varlığı bir kenara bırakıp hatalarını itiraf eder ve O’nun feyzine, fazlına, lütfuna, merhametine erer ve günahları erir – yok olur. Çünkü , “O” çok merhametlidir, cömerttir ve kerimdir…

Zaman “O’nun” , cömertliğinden faydalanma zamanıdır. Zaman, geriye dönüşün olmayacağı ve pişmanlığın fayda etmeyeceği; kimsenin kimseye yardımcı olamayacağı zaman gelmeden bu dünya yaşamında “ sevgili” olma zamanıdır. Sevgili, her zaman korunur. Hem bu dünyada, hem ahirette…

Hadislerden bazılarına Marifet penceresinden baktık ve gördüklerimizi size anlattık. Sıra Kur’an Ayetlerinden bazılarının açılmasına geldi. 


Üveysilik nedir ?
Önce genel anlamıyla Dini bir terim olan haliyle açıklayalim
Üveysilik cismanî olarak görüşmeleri mümkün olmayan kişilerin rüya veya hal yoluyla manen görüşmeleridir. 
Yani Evliyanın ve Hızır’(as) ın nuraniyetinden veya Peygamber varisi olan Mürşid-i kâmillerin ruhaniyetinden faydalanarak manen yetişenlerin gittiği yolun adına “Üveysi denir.” 
Bu yolun piri Veysel Karani Hazretleridir. Bu yola da Üveysilik yolu denir.Peygamber (S.A.V) Efendimizi gözleri ile görmediği halde müthiş bir aşkla bağlı olan Veysel Karani hazretleri bu  aşk ve bağlılığıyla ulvi makamlara ulaşmıştır. Öyle ki Efendimiz (SAV)’in “Üveysi karni ihsan ve iyilikte tabiinin hayırlısıdır” övgüsüne mahzar olmuştur.
Veysel Karani Hazretleri Peygamber Efendimizi görmeden, maddi değil, manevi feyzinden yararlanarak tekâmül etmiştir. 
Bu yolla pek çok Evliyaullah yetişmiştir.
Şimdi bizim yaşayıp gördüğümüz Açıklamasına bakalım :
Bu zamana kadar bizleri hep korkuyla yaşattılar.Biricik Rabbimizin sonsuz merhametini ve bizlere olan sevgisini söylemediler.Ama biz bu yolda Aşkı ve sevgiyi öğrendik.
Tarikat devri bu zamanda bitti devir Marifet devri oldu.1845 yılında Kuşadalı İbrahim halveti hazretlerinden beri gelen bütün evliyalar bunu bildirdi ve tarikat kurmadılar ve Marifeti müjdelediler.Ama buna rağmen etraf sahtekar tarikatlarla dolu.Ve bu zamanın tasavvuf yolu Üveysliktir.
Bu yol önce Muharrem hocamıza bildirildi ve Zamanın Veysel karanisi oldu Allaha manada yolculuk yapan ve manada dersler alarak Allaha ulaşan devrin ilk Üveysi oldu.Ve Ona bütün insanlığa yayma ve öğretme yetkisi verildi.Ve bizlere Canım hocamız bu yolu canla başla öğretti ve öğretmeyede devam ediyor.
Ahir zamanda yani bu zamanda tasavvufun üveyslikle devam edeceği hakkında Peygamberimiz (Sav) Ahir zamanda öyle bir kavim gelecektir ki sadece Salih rüyalarla amel edecektir (Müslim) buyurmuştur.Ve bizlere üveysliği müjdelemiştir.
Aynı şekilde Peygamberimiz (Sav)’in hırkasını Veyselkarani hazretlerine vermeside İlahi tecellinin ve manevi yolun kıyamete kadar ahirzamandan başlayarak Üveyslikle devam edeceği içindi.
Bu hadisin tecellisiyle ve bu yolun güzelliğiyle bizler Salih rüyalar görmeye başlarız ve manevi alemden salih rüyalarla dersler alırız.Ve rüyaları yorma ilmi verilen öğretmenler bizlere rüyaların anlamını söylerler.Ve rehberlik ederler.
Bu yolda bizler şeyhsiz değiliz.Manada Evliya öğretmenler bizlere öğretmenlik yapıyorlar.Mevlana hazretleri Yunus emre hazretleri gibi evliyalar bizlerin öğretmeni olurlar ve Manada Ruhumuza dersler verir.Zamanla tefekkür ettiğimizde ve zikri yaydığımızda bu dersler açığa çıkar.
Nefsimizi görürürüz Peygamberimiz (sav) Nefsini bilen Rabbini bilir buyurmuştur.
Yolumuzun doğruluğu nefsimizi görmemizle kanıtlanır.
Bu şekilde nefsimizin ne olduğu öğrenir onunla mücadele eder Rabbimizi bilme yolunda çok güzel ilerleriz.
Hastalıklarımız sıkıntılarımız alınır yada sabrı verilir hayatımız kolaylaştırılır sonsuz bir huzur içinde oluruz.Kuranı kerimde Rabbimiz Kalpler ancak Allahı zikretmekle mutmain olur buyurmuştur bu yolun doğruluğunun bir kanıtıda budur.
Sıddıklık mühürleri verilir.Ve sıddıklardan oluruz daha sonraysa kalp zikri gibi yüzlerce lutuflarla bu manevi yolda en güzel şekilde ilerleriz.

 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

HAZIRLIK :  

  • Sessiz olmalıdır. (Yüksek  sesle   değil,  kendi  duyacağın kadar  sesle olmalı.)
  • Yalnız  olunmalı. (Müsaitseniz)
  • Kimin  huzurunda olduğunu  unutmadan, edepli-terbiyeli  olunmalı.
  • Mutlaka abdestli olunmalı.
  • Gündüzün aydınlığında ve akşamın karanlığında olmak üzere (sabah ve akşam) günde 2 kere yapılmalıdır.
  • Mutlaka şu saatte yapılacak diye zaman  belirtilmez.  Kişi  kendini hazır hissettiği  zamanda gerçekleştirilir. Ama  yatarken  ve  sabah  namazının  öncesi  ve  sonraları  en   uygun zamanlardır. Herkesin uykuda olduğu zamanda Rabbimiz; ”Kulum herkes gaflette iken Beni ve Resulümü andı.” der ve zikir sahibini çok sever.

UYGULANMASI :

  • EÛZU BİLLAHİ MİNEŞ-ŞEYTÂNİRRACîM. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHîM.
  • 100 DEFA TEVBE ESTAĞFURULLAH (sadece arapçasını da söyleyebilirsiniz)
  • –Başında Besmele Olmadan– SALAT-I ŞERİFE (SALAVAT) okuyoruz. (Sayı sınırı yoktur dilediğiniz kadar istediğiniz kadar okuyabilirsiniz, illa bizden tavsiye isterseniz saygıdan dolayı EN AZ 100 deriz.)
  • Yaklaşık 2000 adet Salat-ı Şerife var. Hangisi kolayına gelirse o Salat-ı Şerifeyi söyle. İster uzun isterse kısa olsun hiç fark etmez. İlle de tavsiye dersen biz;  “Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed” deriz.
  • –Başlarında Besmeleyle– 11 İHLAS SURESİ (Kul Hüvallahu) ve  1 FATİHA SURESİ ( Elham )
  • Hediye : (Allah’ım senin rızan ve izninle okuduğum surelerin sevabını ve salât-ı şerifleri şanlı peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav)’e, ehlibeytine, yüceâlisine, ashabına, sevdiklerine, tüm meleklere ve peygamberlere, Hızır (as) ve sevdiği evliyalara, Veysel Karani hazretleri ve tüm üveyslere, sıddık, şehit, arif, salih kullara, himmet eden sultanlara, ders veren hocalarımıza ve onların hocalarına, tüm üveyslerinde hediye ettiği tüm sevgililere (istediğiniz evliya ve ölmüşlerinize ve sevdiklerinizi de hediye edebilirsiniz)
  • 1 Kere EÛZU BİLLAHİ MİNEŞ-ŞEYTÂNİRRACîM. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHîM.
  • “LA İLAHE İLLALLAH” okuyoruz. (Sayı sınırı yoktur dilediğiniz kadar istediğiniz kadar okuyabilirsiniz, illa bizden tavsiye isterseniz saygıdan dolayı EN AZ 100 deriz.)

***Not: Zikri  bitirdikten  sonra  11  ihlas ve 1 Fatiha  okunmayacaktır…***

Bu  kadar mı? Evet bu kadar.

ÖNEMLİ: Zikre hemen başlayabilirsiniz, Allah’ı ve Şanlı Resulümüzü anmak için kimseden icazet almanıza gerek yoktur. Sitemiz VİDEOLAR kısmından SAFRANBOLU sohbetini mutlaka dinleyiniz.

Üveysilik Nedir? Marifet Nedir? Neden bu zikri yapıyoruz? Allah’a ve Resule sevgili olmak nedir? Nasıl olabiliriz? Zikirde neler yaşanıyor ve yaşayacaksınız? sorularının ve daha fazlasının cevabı bu videoda mevcuttur.

 



 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Bu arada ama rüyada, ama namazda, ama zikirde –Nefsinin sembolü olan bir hayvan– görürsün. Senin nefsin bu hayvanla sıfatlanmış demektir. Eğer ölmüş görürsen, sen nefsine Allah’ın yardımıyla galip geleceksin demektir. Yok, bağlı olarak görürsen nefsin sana zarar veremeyecek demektir. Yok, başıboş görürsen nefsinle mücadele edeceksin demektir. Üzülme Allah’tan sana mutlaka yardım gelir.

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v ) ne buyurmuş: Nefsini bilen Rabbini bilir. Artık nefsinin ne olduğunu öğrenmişsin ve geriye kalan yıllarında ne ile mücadele etmen gerektiğini doğrudan öğrenmişsin demektir. Yani gördüğün, hayvanın kötü özellikleriyle mücadele ederek; sendeki kötü huy ve davranışlardan uzaklaşman gerekmektedir. İşte zikir ne ile mücadele etmen gerektiğini öğreten, temelini Kur’an ve Peygamberimizin (s.a.v) yaşamından alan ve O’nun öğretileri ile bilgilenmeni ve hayatını, bu iki temel dayanağının varlığına sımsıkı bağlı olman gerektiğini öğreten birinci elden öğretidir. Bu yolun yolcularına bilmedikleri öğretilir ve sevgili mutlaka korunur. Bu Allah’ın bir lütfudur. Artık hayatını baştan aşağıya (ister farkında ol; ister olma fark etmez) Kur’an ve Hadisler içinde yaşar gidersin.

Zikre başladığında; Üveys Veysel Karane Zikrine başladığında, mutlaka ama mutlaka nefsinin, hangi hayvanî sıfatla sıfatlandırıldığını birinci elden ve doğru olarak alırsın. Gösterilen hayvanla nefsin birebir aynıdır.

Yılan şeklinde görünürse: Yalancı, acıması az, sinsi, fırsatını bulunca insanlara acımadan saldıran, gıybet yapan ve bundan zevk alan vb. kötü ahlakı taşıyansın demektir.

Domuz olarak gösterilirseSen helali haramı ayırt etmeyensin. Bu kazanç yönünde olduğu gibi eşine sadık olmaya asla önem vermeyen birisisin. Her şey benim olmalı düşüncesini taşıyan bencilin, vurdumduymazın tekisin.

Ayı, kaplan, çakal, kurt vb. yırtıcı hayvanlardan birisi gösterilirseSen acıma – merhamet bilmeyensin. Hoşuna giden her şeyin senin olmasını isteyensin. İstemekle kalmayıp bunun için her yola başvurmaktan çekinmeyen birisisin demektir.

Köpek nefse sahipsen: Parayı – dünyayı çok sevensin, para için her şeyi yapansın demektir. Ama sevdiklerini de korumaya çalışansın. Bir yere kadar (menfaatine ters düştüklerinde) onları da yok sayabilecek kadar vurdumduymazsın demektir.

Bu arada şunu da belirtelim ki; gösterilen hayvanın boyunun, büyük veya küçük olması ile de nefisle eşdeğer olmuştur. Yani hayvan ne kadar büyükse nefsiniz o kadar büyük, hayvan ne kadar küçük ise nefsiniz de o kadar küçük demektir.


 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Bu kokular da ilahi kokulardır. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) hadisinde bahsettiği “Bana dünyada 3 şey sevdirildi; güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz.” İşte bahsedilen kokuları koklamaya başlarsın. Bu kokular şimdiye kadar kokladığın kokulardan farklıdır. Önceleri azar azar koku gelir ve gider.

Önceleri farkına bile varmazsın. Daha sonraları kokular  bazen çok şiddetli  olur; camide namaz  kıldığın mümin kardeşinden geliyor sanırsın. Hayır, bu sana verilmiş ilahi bir armağandır. Bu  kokuyu  senden başkası  duymaz. Yalnız  senin  gibi  Zikir Ehli, yani Allah  yolunun  yolcusu varsa  o da kokuyu duyar-koklar. Başkaları  bunu  duyamaz. Kokuların en çok  duyulduğu  yer ve mekânlar camide ibadet  ederken  ve  türbelerde Allah dostları Evliyaların yanında Salat-ı Şerifeleri söylerken olur. Türbedeki Allah dostunun sana  verdiği “ Hoş geldin. “ kokusudur. Peygamberimizin kokusu Gül; Torunlarının  reyhan; Hz. Ali’nin   kırmızı   karanfil; Horasan Evliyalarının (Ahmet Yesevi Hz.lerinin Anadolu’ya gönderdiği evliyalarının) ise dağ çiçekleri gibi değişik değişiktir. İşte, artık   senin sevildiğinin  bir  başka  gösteriş şeklini sana yaşatırlar. Daha  sonraları  “tesbihin” kokmaya başlar. Eğer  kimseye  söylemezsen, evinin bütün  odaları bu  ilahi  armağanlarla dolar, taşar. Ta ki, birine söyleyinceye kadar  veya  fark edilinceye   kadar kokar durur. Onlarca  yıl  namaz  kılıp, bu kokudan  mahrum   olan  nice  kullar   var. Allah   sizi böyle  olmaktan muaf  kılsın. Amin.

Bu kokular cennetteki “Misk Dağından” getirilir. Evliyaların makamlarında, Yasin  okumayınız. Bunun  yerine  Salat-ı Şerif  söyleyiniz. Görün, bakın; nasıl kokularla karşılanacaksınız.
* Burası çok önemli: Sana bir evliya öğretmen olarak verilir. Bizi diğer  zikir ehillerinden ayıran en önemli özellik budur. Yaşayan nefs sahibi bir kul verilmez. Herkesin öğretmeni ayrı olabileceği gibi sana bu zikri  öğretenin  evliyası da  olabilir. Bunlar  senin bilmediklerini, ya da yanlış bildiklerinin doğrusunu sana öğretirler. Bu kalbine ilham olduğu gibi rüyada olur, perde  kalkarak  olur. Ne demek istediğimi yaşarken öğreneceksin. Daha fazla açamam, açsam da  anlatamam. Sonuçta  anlayamazsın. Çünkü aklın bu marifet dünyasında  bilebilirliği yok. Ne öğretilirse onu kavrar, daha  fazlasını  değil. İşte  o evliyanı  sana  sevdirirler ve   seni de  ona sevdirirler. Yanına  varır varmaz ilahi  kokuları sana  koklatırlar. “Yaşa ve gör“


 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Rüyalardan sonra namazlarda ve zikirlerde perdeler kalkmaya başlar. Artık tecelli dediğimiz –anlık görüntüler– başlar. Bir anda görürsün ve hemen kaybolurlar. Ama ne güzeldirler. Bir anda görürsün ama aldığın haz unutulmaz. İşte Hal Ehlinin–Yaşama Ehlinin tarifi olmayan lezzetidir; tadıdır bunlar. Yıllar geçse de unutamazsın. Senden önce yaşayanların yaşadıklarını yaşamaya başlamışsındır artık.

Mübarek olsun…



%d blogcu bunu beğendi: